ERP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ERP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2009 Salı

ERP sistemi satın alırken dikkat edilmesi gereken faktörler

Kurumsal kaynak planlama (ERP) yazılımlarının kurum içinde kullanılmasına karar vermeden önce göz önünde bulundurulması gereken noktaları burada aktarmaya çalışmaktayim. Ozellikle bilgi teknolojileri yönetici penceresinden bakarak; olayları, zorlukları, gorevleri kısaca BT departmanı olarak neyi yapmak gerek neyi yapmamak gerek bunlari kendi tecrubelerime göre anlatacağim.

ERP Projeleri BT projesi değildir ! Şirket Projesidir…

  • ERP satın alma işlemi öncesinde ve sonrasında projelerin kesinlikle BT departmanı tarafından yürütülmemes,i koordine edilmemesi gerekir. BT sadece katılımcı olmalı ve özellikle sistem, entegrasyon (diğer sistemlerle bilgi alışverişi) konularında proje ekip üyesi olarak görev almalıdır.
  • Eğer şirket üst yönetiminin bu projeye katılımı yoksa o şirket için ERP projesi başarısızlığa mahkumdur. En tepeden başlayarak şirketin tüm departmanlarının katılımı olursa o zaman ERP başarılı olur. Aksi takdirde başarı beklemek hayal kurmaktan öteye gidemez.
    Eğer şirket yönetimi, araştırma yapmadan, şirkete uyumluluğunu analiz yapmadan kendisi karar verdiyse yapılacak bir şey yok. O proje için çalışmak akıntıya karşı kürek çekmek gibi bir şeydir.
  • Şirket içinde özellikle üst yönetime direkt bağlı olarak oluşturulacak proje ekibinin tüm departmanların katılımıyla oluşturmanız gerekecektir. Ekibe katılacak kişileri belirlerken ; işletme körlüğüne sahip olmayanları, uzunca bir zaman beraber çalışacağınız kişileri, katılımcı kişilerden oluşturmaya bakın. Herkesi memnun edemeyebilirsiniz ama genel konsesyumu sağlanması gerekir.
  • Şirket içinde bu sistemlere karşı çıkan, taş koyan en alt seviyeden en üst seviyeye kadar çalışanlarınızın olacağını unutmayın. Onları ikna etmek, işlerini kaybetmeyeceklerini anlatmak zorundasınız. Bence karşılarında olmayın , sizin gitmek istediğiniz yola, kollarına girip beraber yürümeye çalışın.
Aynaya bakıp hayal kurmayın ! Gerçekçi olun !

  • Şirketlerin ERP sistemlerine geçmeden önce hazırlık yapmaları gerekmektedir. Çoğu şirket istim arkadan gelsin mantığıyla hareket ederek önce ERP sistemi alırlar sonra gerekenleri yapmaya başlarlar. Bu da gereksiz zaman ve para kaybı demektir.
  • Önce iş süreçlerinizi tanımlayın. Ne, Neden, Nezaman, Nasıl, Kim, Nerede gibi sorulardan hareketle süreçlerinizi çıkartın ve belirleyin. ERP sistemlerinin getireceği kurallar ve iş yapış şekilleri ile sizin şirketinizin örtüşmesi gerek.
  • Stratejik düşünerek, önce mevcut ihtiyaçlarınızı daha sonra da gelecekteki ihtiyaçlarınızı ortaya koyun. Varmak istediğiniz sonuca giderken yapmanız gereken çok şey olduğunu unutmadan hedeflerinizi ve zaman planlarınızı gerçekçi hazırlayın.
  • ERP sistemleri genel olarak Muhasebe, Finans, Satış, Satın Alma, İnsan Kaynakları, Üretim gibi temel modüllerden oluştuğu gibi ilave olarak Müşteri İlişkileri yönetimi, Dağıtım-Lojistik, E-Ticaret, Portal gibi yan modüllerde mevcut olabilir. Hangi modülün gerekli olduğunu ve ne zaman devreye alınacağını belirleyin. Proje tekvimine göre işlerinize odaklanın ve aynı zaman diliminde en fazla iki modülü devreye alın.
  • Şirketlerin kullanmakta oldukları satış-fatura-tahsilat-stok takibi gibi alt sistemler olabilir. Bunları, ERP sistemlerini entegre etmeniz gerekebilir. Tek yönlü ya da çift yönlü veri transferleri yapmanız gerekeceğinden alt sistemlerinize hakim olmanız ve onların üzerinde de yeni geliştirme ihtiyaçları ortaya çıkacaktır.

ERP Gelecek dertler bitecek ! Hayır bitmeyecek…

  • Sakın tüm umutlarınızı ERP sistemlerine bağlamayın. Neticede bir program ve kendi başına hiçbirşey yapamaz , kullanacak olan kişilere bağlıdır. Kullanıcılar doğru değerleri , zamanında girmezlerse hiçbir işe yaramaz.
  • ERP sistemlerine geçerken maliyetlerin artacağını hesap edin. Hatta geçtikten sonra her sene bütçeleri hazırlarken danışmanlık, lisans yenileme, bakım/onarım gibi ilave kalemlerin ekleneceğini unutmayınız.
  • ERP sistemlerinin çalışması için gereken donanımlarınız yoksa yeni sistemleri almak zorundasınız. Yüksek memory , güçlü işlemci olmadan bu sistemler çalışmazlar. Bu sistemlerinde yıllık bazda işletim masraflarını bütçelerinize koymayı unutmayın !
  • Özellikle BT departmanlarına oldukça fazla yük getirecektir. Raporlamalar, sistem yüklemeleri, yedek almalar hatta yedek sistem ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğinden eleman ihtiyacı kesinlikle doğacaktır.
  • ERP sistemini seçerken kriterlerinizi iyi belirleyin, bir kere aldıktan sonra geriye dönüp PARDON deme imkanınız yoktur.
  • BT Departmanı içinde yazılım ve donanım konularında ilave personel ihtiyacı doğacağından bu ihtiyacı giderirken mevcut dengeleri korumakta zorlanabilirsiniz. ERP sistemleriyle ilgili personellerin ücretleri yüksek olduğundan yeni personellerle eskileri arasında dengesizlik olabilir bu da departmanda husursuzluk yaratır. Dış kaynak kullanımı bir çözüm olarak görünsede uzun vadede sorunlara neden olabilir.
Danışman firmanızı iyi seçin, Kurban olmayın !
  • ERP sistemlerini seçerken mutlaka yanında bir danışman firmayı da seçmeniz gerekecektir. Bu firma ile ERP modüllerini hayata geçireceksiniz. Teknik ve fonksiyonel danışmanlardan oluşan bu firmayı seçerken çok dikkatli olun. Sektörünüzü tanıyan, sizin dilinizle konuşan, gelecek 5-10 yılda kalıcı olabilecek firmaları seçmenizi tavsiye ederim.
  • Özellikle danışmanlarla birlikte çalışacağınız için bu kişilerin daha önce benzer projelerde görev almış, tecrübeli, iş bilen olmaları tavsiye edilir. Okuldan yeni mezun, sırf bu proje için alınmış olan danışman ! hiçbir işinize yaramayacaktır.
  • Danışmanların kullanıcılarınıza verdikleri bilgiler, eğitimler, yol göstermelerin şirketinizle paralellik göstermesi gerekir. Burada aynı dilin kullanılıyor olması işlerinizi çok kolaylaştıracaktır. Ayrıca eğitim alan personellerinizi yedeklemeyi asla ihmal etmeyin. Bir bakarsanız personeliniz aldığı yeni bilgileri paraya çevirmiş. Yani daha iyi bir işe geçiyor olabilir.

18 Mart 2009 Çarşamba

ERP satın alırken nelere dikkat edilmelidir ?

Hiç Aynaya baktınız mı ?


Bilgisayarla çalışmanın en büyük kuralı disiplindir. Yani herşeyi bilgisayarın koyduğu kurallar çerçevesinde yerine getirdiğinizde işlerinizi yapabilirsiniz. Aksi halde bilgisayar sizin yardımcınız olmaktan çıkar ve sorun yaratan makina haline gelir. İşlerimizi kolaylaştırsın diye kullandığımız bilgisayar ve üzerindeki programlardan istediğimiz verimi almak yazılı olmayan ama uygulanması gereken kurallara uymaktan geçer.

Bu çalışma şekli şirketler içinde geçerlidir. Şirketlerde tüm fonksiyonların faaliyetlerini belli bir disiplin altında toplamak ve koordine etmek amacıyla satın aldıkları Kurumsal Kaynak Programlarının (ERP) getirdiği kurallara ya uymak ya da uydurmak zorundadırlar. Bu tür programlar, departmanlarda yapılan işleri belli bir disiplin altına alarak sistem içinde tutmak için yazılmışlar ve şirket yöneticileri daha doğrusu patronlarda “aman işi kontrol altında tutayım” düşüncesiyle bunları şirketleri için satın almışlardır. Ama almadan önce hiç aynaya bakmışlar mıdır ? Bu sorunun cevabı çoğunlukla hayırdır.

Piyasada belli başlı ERP programları mevcut olup bunlar çoğunlukla kulaktan duyma yöntemlerle satın alınmaktadır. Henüz kurumsallığa geçememiş şirketler için bu tür programları hakkıyla kullanmak çok zordur. Yapılan işlerin tanımı olmayan, anlık kararlarla yönetilen, öngörü ve vizyondan yoksun, her türlü güven konusunda ciddi sorunları olan şirketlerde ERP, fitili çekilmiş dinamite benzer. Onca yatırım sonrasında elde ne var sorusunun yanıtı ne yazık ki sıfırdır ! Bu arada şirket içinde pamuk ipliği ile bağlı olarak yürüyen işlerde arapsaçına dönmüştür. Tam bir kaos durumudur ERP uygulamasına geçiş ve sonrası.

ERP projesine başlayan şirketlere şu yöntemler sunulur ; Önce her fonksiyonda söz sahibi olan kişiler belirlenecek. Bu kişilerin zamanın büyük bir bölümünü ERP projesine harcamaları istenecek. İş akışları, hiyeraşik düzen, onay mekanizmaları tekrardan gözden geçirilmesi istenecek. Tüm bu faaliyetlere şirketin her kademesindeki çalışanların katılımı istenecek. Bu arada ERP uyarlaması için gelen danışmanlara şirketin iş yapış şekilleri detaylı olarak anlatılacak, anlamaları beklenecek ve buna göre alınacak kararlarda yol göstermeleri beklenecek. Tüm bunları yaparkende şirket çalışmaya devam edecek ve işlerin yürümesi, durmaması istenecek. Bir koltuğa iki karpuz sığar mı ?

Karar alınamayan durumlarda çoğu kez üst yönetime başvurulur. Olay anlatılır ve alternatifler arasından seçim yapılması istenir. İşte bu durumda şirket üst yönetiminin işi nasıl gördüğü, hangi detaylarda bildiği ortaya çıkar. Tam bir sorgu odası görünümü...Gereğinden fazla sayıda toplantı, uzayıp giden saatler ve çoğu kişinin harcanan zamanlarında arkada bekleyen günlük işleri...Bu arada bazı çalışanlar ERP projesi nedeniyle şirket içinde birden önemli şahsiyet haline gelmişlerdir. Bunun sonucunda bazı kaprisler, çekememezlikler, niye o neden ben değil şeklinde fısıldaşmalar...

Birde buna bilgi işlem departmanlarının artan iş yükleri eklenince yürüyen bazı işlerde kesintiler aksamalar kaçınılmaz olur. ERP projelerinin bilgi işlem departmanına ait bir proje olmadığı bilinmediğinden işlerin bilgi işlem tarafından yürütülmesi, takip edilmesi hatta sonuçlandırılması istenir.

Sorunları bu şekilde yazarak çoğaltmak mümkün. Kısaca aktarmaya çalıştığım bu konuda başta dediğim gibi önce aynaya bakılmalı ve kendimizi iyi tanımalıyız. Şirketimizi, çalışanlarımızı, yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı baştan tartarak, bilerek yola çıkmak gerek. ERP uzun ve dikenli bir yoldur. Bunun öngörüsü mutlaka yapılmalı ve bilinmelidir. Gerekli önlemler ve tedbirler alınarak özellikle çalışanlar bazında görevlendirmelere dikkat edilmelidir. ERP projesine başlarken ki çalışan sayısıyla ERP sonrasındaki eleman sayısı aynı kalmayacaktır. Ya ayrılanlar olacak ya da daha fazla çalışan...Her iki durumda Sürprizdir şirket üst yönetimi için ve beklenen sonuç değildir.

Kurumsal olmak nasıl bir süreç bir zaman isterse, ERP kullanımı da bir süre ister. Hazırlık ister. Bunu yapmadan “hadi ERP alalım ve kullanalım” demek hayalcilikten başka bir şey değildir. ERP satan firmalarla işbirliği içine girmeden önce iki defa düşünülmeli.

Son Söz : Artık ERP sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. !

Ahmet V. ÖZKAN
aozkan@bilgisite.com

14 Mart 2005 Pazartesi

E-İŞ’e Girelim mi Girmeyelim mi ?

E-İŞ’e Girelim mi Girmeyelim mi ?

Şirketlerin her ortamda artan rekabet koşullarına ayak uydurma çabasıyla yeni oluşumlara sahip olma istekleri bilinen bir gerçektir. Hızlı hareket edenler rakiplerinden bir adım önde gidiyorlar...Sektör içinde lider olanların yaptıkları takipçileri tarafından yakından takip ediliyor ve uygulanmaya çalışılıyor.

Şirketlerin sektörlerinde öncü olmalarının nedenleri incelendiğinde, stratejik kararları zamanında ve doğru bir şekilde aldıkları görülecektir. İş dünyasının karşılarına getirdiği fırsatları iyi değerlendirmişler ve özellikle orta ve uzun vadeli planlarını doğru zeminlere kurmuşlardır. Kısa süreli düşünmemişler, dünya ve ülke ekonomisini iyi analiz ederek, şirketlerinin rotalarını bu yöne doğru çevirmişlerdir. Ülkemizde de buna benzer düşünen ve düşünmüş olan şirketlerin durumu da ortada...Bundan 15-20 yıl önce Çin pazarının önemini fark edenler oralarda birer temsilcilikler bulundurarak ülkeyi yakından takip etmişlerdir. Ya da Avrupa Birliği sonrasında Euro’nun güçlü bir para birimi olacağına inanlar EURO kurunu kullanmaya hazırlamışlardır kendilerini. Amerikan ekonomisinin daralacağı, siyasi ve politik nedenlerin doları zayıflatacağını hesap edenler gözlerini diğer ülkelere çevirmişlerdir...Örnekleri arttırmak mümkün...

2005 Türkiye’sine bakmaya çalışarak henüz e-pazaryerinin bir oyuncusu olmayan şirketlere, E-İŞ’e girelim mi girmeyelim mi sorusuna cevap arayalım...

İlk söylenecek söz piyasalardaki iyimserlik havasıdır. 2004 yılından başlayan ekonomik düzelme, istikrar ve doğru yönetim modelleri sonucunda IMF ile yapılan anlaşmalar, Türkiye ekonomisini uzun yıllardan beri ilk defa “güvenilir” hale getirmiştir. Paradan altı sıfır atılmasıyla yeni YTL’ye sorunsuz geçiş ve halkın buna kolaylıkla adapte olması, doların dış dünya ile birlikte Türkiye’de de düşmesi ve iniş çıkışlarının olmaması, faizlerin %10 seviyelerinde seyretmesi, enflasyonda artık tek haneli rakkamlara geçiş gibi olumlu ekonomik göstergeler şirketlerin mali yapılarını rahatlatmaktadır. Özellikle “istikrar” kelimesi önem kazanmış ve artık herkes içerde siyasi, politik olayları izleme gereğini görmeden, kendi işlerine yoğunlaşmışlardır. Tüm şirketler aslında alışık olmadıkları bu düzende kendileriyle hesaplaşarak maliyetlerini gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Böylece rekabetçi ortamda ayakta kalabilmek için minimum karla gelirlerini arttırmanın hesaplarını yapmaktadırlar...

Avrupa Birliği ile yürütülen uyum çalışmaları, müzakere tarihi ve süreçleri, ülke genelindeki kamu ve özel sektör kuruluşlarını, küçük büyük işletmeleri, sivil toplum örgütlerini harekete geçirmiştir. Yapılması gerekenler belirlenip uygulamaya başlanılması ilk başlarda biraz yavaş olsa da eminim ileriki aylarda hızlanacaktır. Çoğunluğun kabul ettiği gibi ülkemiz dönüşü olmayan bir yoldadır. Artık vatandaşına sahip çıkan ve onun değerini bilen bir devlet anlayışı hakim olacaktır. Bunun da en büyük göstergesi E-Devlet alanında yapılan ve yapılmaya başlanan uygulamalardır. Eğitimden sanayiye, maliyeden sigortaya, belediyecilikten STO’lara kadar her kesim Internet ortamında yer almaya başlamış ve hitap ettiği kesimlerin işlerini kolaylaştıracak uygulamaları sitelerinde çalıştırmışlardır.

Bazen olayların içindeyken çevremizi, gelişmeleri doğru olarak algılamayabiliriz. Merkezden biraz uzaklaşıp dışardan baktığımızda daha iyi ve net görüşler elde ederiz.

Türk Telekomu’un 2004 yılında başlattığı hamle ile ADSL sistemlerini yaygınlaştırma atağı ilk başlarda heyecanla karşılanmıştı. 2005 yılına girerken yüksek hızlara geçiş ve en önemlisi maliyetlerin düşürülmesi sonucunda artık her kesim ADSL sistemlerini kullanır hale gelmiştir. Telekomun hız kapasitesini arttırmayı ve bağlantı ücretlerini biraz daha düşürmesi artık beklenir bir davranış olmuştur. Bugün ülke genelinde bir çok ilçede (900 ilçe), nahiyede bile ADSL hizmetinin veriliyor olması bunun bir göstergesidir. Internete hızlı bir şekilde bağlanmak, kesintisiz hizmet almak sonucunda daha çok insan e-pazaryerine gelecektir. Tüm okullara sağlanan ADSL bağlantıları gençlerimizin dünya görüşlerini değiştirecek ve onlardan gelecek itici güç ile ailelerde evlerinde ADSL kullanmaya başlamışlardır. 2005 yılına kadar 2 milyon ADSL satışının olacağını tahmin edilmektedir. En basit hesapla bu sistemden yararlanan 3 kişi olsa bu 6 milyon insan demektir. Çok değil 2 sene önce interneti kullanan kişi sayısının 1 milyon civarında olduğu hesaplanmaktaydı.

Bu olumlu gelişmeler sonucunda daha çok bilgisayar satılması kaçınılmazdır. 2005 yılında Türkiye’de 1 milyon 200 bin bilgisayarın satılması hedeflenmektedir. Burdan da bir hesap yaparsak bilgisayar kullanan kişi sayısının 5-6 milyon civarında olduğu görülür. Yeterli mi tabii değil...Ama gelişmeler ve katedilen zaman dikkat edildiğinde iyimser olmamak için bir neden göremiyorum. Ülkemizde cep telefonu kullanan 35 milyon insan olduğu biliniyorsa ve bu rakkama ne kadar kısa bir sürede ulaşıldığı düşünülürse iyimser olmaya devam edilmeli...

Tüm bu sayısal veriler bize gösteriyor ki ülkemizdeki e-pazaryerinde yer alacak oyuncu sayısı hızla artmaktadır. Bu oyunculara hizmet götürecek şirketlerde eylemlerini buna göre yapmalıdırlar. Ülkemizde “.tr” uzantılı Web sitesi sayısı 68.000 adet. Yeni düzenlemelerle şirketlere Web sayfası yapma mecburiyetini getirmesiyle bu sayı 100-150 bin olacaktır. İnsanların doğru bilgiye zamanında ve doğru yerden ulaşmasını sağlayacaktır.

Görülüyor ki sayısal veriler ve gelişmeler şirketlere E-İŞ modelli yönetimlere geçişi mecburi kılmaktadır.

Düşünmek yerine harekete geçilmeli...Nasıl olacağı ise önümüzdeki haftanın konusu...

Ahmet V. ÖZKAN

aozkan@bilgisite.com

8 Ocak 2005 Cumartesi

E-İŞ Modeli Yönetimle

E-İŞ MODELİ YÖNETİMLER

E-İş yönetimi en basit anlatımıyla Internet’in gücünü %100 kullanmaktır. Günümüzün en geniş iletişim ağı olan Internet teknolojisinden faydalanarak tüm operasyonların eskisinden çok daha verimli, çok daha düşük maliyetli, çok daha esnek biçimde yönetilmesini sağlayan iş yapma biçimdir. Geniş katılımlı bir yönetim modelidir. Operasyonel süreçlere katılan ; müşteriler, çalışanlar, iş ortakları, tedarikçiler, vatandaşlar, kamu kuruluşları sistemin gerçek zamanlı kullanıcılarıdır ve güncel bilgileri anlık olarak oluştururlar ve/veya kullanırlar. Sistemin bir parçası olarak sisteme değer kazandıran bu kullanıcıların ortak bir hedefi vardır : Doğru bilgiye - oluştuğu ilk noktasından kullanıldığı son noktasına kadar – zamanında , hızlı ve düşük maliyetlerle ulaşmak ve kendi yararları doğrultusunda kullanmak.

Bir Amerikan araştırma şirketi olan NAPM (National Association of Purchasing Managers) yaptığı araştırma sonucuna göre “Bir şirketin giderlerinden %5 tasarruf etmesiyle satış gelirlerini %30 artırması arasında, kar/zarar tablosuna olan etkisi açısından- bir fark yoktur.” Günümüzün acımasız rekabet ortamında şirket gelirlerinin %30 artması hemen ve çok kolay olması mümkün değildir. Artık şirketler giderlerini kısmaya, ödemelerini kontrol altına almaya ve alacaklarını zamanında tahsil etme yoluna giderek gelir gider dengelerini tutturmaya çalışmaktadırlar. Başarılı bir E-iş modelinde ; operasyonel maliyetler ve buna bağlı giderlerde kısıntıya gidebilir, satışları belli oranlarda değişik kanallara taşıyabilir böylece işletme karlılığını enazından iki kat artırabilir. Sonuç kar/zarar tablolarında artı hanesindeki rakkamlar ve bilançolardaki rahatlıktır.

E-İş Modeli herşeyi unutmak, yıkmak, bozmak, olmayanları bulmak değildir. Aksine bilinenleri, sahip olunan tüm değerleri, teknolojinin getirdiği tüm avantajların üzerinden yeniden ele almak , uyarlamaktır. Bundan çok değil 20 sene öncesine gidildiği zaman bilgi işlem teknolojileri, Muhasebe ve Malzeme İhtiyaç Planlaması (MRP) üzerine yoğunlaşmış durumdaydı. Daha sonraki zamanlarda MRP, içine üretimi de alarak gelişti ve karşımıza MRPII olarak geldi. Ancak operasyonlar sadece malzeme ve üretimden oluşmuyorlardı; finans, lojistik, satınalma ve insan kaynakları gibi direkt ve endirekt yoluyla şirketlerin karlılığını etkileyen unsurları da kontrol edilmeli ve yönetilmeliydi. 90’lı yıllarda dinamik pazar şartları ve teknolojik gelişmeler, Internetin yaşam biçimi haline gelmesiyle, kapsamı genişlemiş ve şirket içi yazılımlar yetersiz kalmaya başlamışlardı. İşte bu noktada Kurumsal Kaynak Planlaması (ERP) yazılımları piyasada yer almışlardır. Daha sonra gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda, tedarikçilerle olan ilişkileri de yönetebilen Tedarik Zinciri Yönetim (SCM) paketini, müşterilerle olan ilişkileri yönetebilen Müşteri İlişkileri Yönetim (CRM) paketinide kapsar bir hale gelmiştir.

Şirketlerin en büyük varlıklarından biri de çalışanlarıdır. Şirket içinde her kesimde görev yapanların bu zincirlerin bir halkası olmaması düşünülemez. Bilgiyi üretenlerin ve kullanarak karar verenlerin, bilgiye her ortamda ve her anda ulaşmaları kolaylaştırılmalıdır. Ayrıca bilgiyi üretenlerin profesyonel donanımlara sahip olmadan kolayca ve kendilerinin katılımıyla bu zincire katılmaları sağlanmalıdır. Bu şirketler için çalışanlar olabileceği gibi e-devlet modellerinde vatandaşlardır. Başarılı e-iş modellerinde insanlar kendilerini ilgilendiren bilgilere kolaylıkla ulaşmalı, değiştirerek güncel halde tutabilmelidirler. ERP sistemlerinde self-servis şeklinde adlandırabileceğimiz uygulamaları vardır. Kişilerin kendi özlük bilgilerini güncelleyebilecekleri, kontrol edebilecekleri e-insankaynakları, kendi taleplerini girebilecekleri ve takip edecekleri e-satınalma, yaptıkları masrafları ve ödemeleri girecekleri e-finans uygulamaları hemen aklımıza gelen örneklerdir. Şirket dışındaki tedarikçilerde bu “kendi kendini yönet” uygulamalarından yararlanabilirler ; kendilerine açılan sipariş taleplerini, ödemelerin ne zaman yapılacağını, cari hesap takiplerini bu sisteme katılarak kontrol ederler. Şirketin müşterileri de , aldıkları hizmet/ürün takiplerini, kendilerine olan yaklaşımlarını bu sisteme dahil olarak yakından takip ederler.

Görüldüğü üzere herkesin katılımı sağlandığı takdirde başarılı bir E-İş modeline sahip olunabilir. Bu zincirin bir halkasının eksik olması beklenen faydayı tam olarak sağlamayacaktır. E-İş modeline geçiş ve uygulama sürecide hemen olacak diye bir kural yoktur. Şirketlerin karar vermeleri, buna hazırlanmaları, çalışanlarını eğitmeleri, iş ortaklarıyla entegre olabilmeleri, müşterileri ile etkileşimli iletişime geçmeleri zaman alacaktır. Ayrıca uygulamaya geçilirken ki yaşanabilecek aksaklıklar, farklı sistemlerle entegrasyonda ki zorluklar, tam bir katılımın ilk başlarda sağlanmaması, iş süreçlerinin kolaylıkla revize edilememesi gibi etkenlerde unutulmamalıdır. Bir şirket, özel veya kamu kuruluşu olsun, küçük veya büyük olsun, e-iş modeline geçmeye karar verip uygulamaya başlamasından sonra geriye dönüşü yoktur. Hele e-pazaryerinin bir oyuncusu olduktan sonra ya var olacaktır ya da yok olacaktır. Günümüz bu kadar acımasız şartlara zemin hazırlamaktadır.

Son söz : Yaşayan herkes artık e-pazaryerinin bir oyuncusudur...

Ahmet ÖZKAN

aozkan@bilgisite.com